Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser

                                                                                                                                                                                                                             (Hz. Mevlana)

İ.Ü. Klasik Türk Bezeme Sanatlar Atölyesi tarafından hazırlanan, “Hanım Sultanların Ebedi Nakışları” sergisini gezerken, bir eserin üzerindeki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış olan yukarıdaki ibare dikkatimi çekti.

Doğrusunu söylemek gerekirse beni hayli etkiledi ve düşündürdü. Birden kendimi çok ama çok şanslı hissettim. Çünkü yıllarım bu tarz eser bırakan sanatkârların çevresinde geçmişti. Bir anda şiir, mûsikî, edebiyat, sanat, ilim, irfan sahibi birçok değerli şahsiyet gözümün önünden geçti. Bir kısmı çoktan ebediyete göç etmiş olsalar da sohbetleri, söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı...

Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre’nin “cancağazım” diye insanı adeta kucaklayan sözleri…

“Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım
Öyle bir an geldi ki mehtab seni sandım
Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem
Öyle bir an geldi ki mehtab seni sandım” hüzzam şarkı, bestekârı Semahat Özdenses’in kendi sesinden kulaklarımda ve rûhumda yankılanmakta…

Prof. Dr. Beynun Akyavaş’ın “Çalar Saati”nden hafızama kazınmış güzel satırlar…

Kibarlık ve beyefendilikte en güzel örnek Sabahattin Zaim Hoca’yı nasıl unutabilirim…

Keza ismiyle özdeşleşmiş Hattat Hasan Çelebi’nin asil duruşu ve çelebiliği…

Daha niceleri, ilim ve sanatlarının gerektirdiği ağır başlılık, zarafet ve vakar ile bütünleşip, bizlere de örnek teşkil etmekteler. Dolayısıyla yazının başında bulunan, Hz. Mevlâna’nın işaret ettiği kâmil insan olma vasfını eserleriyle isbatlamış nadide insanlar hepsi de…

Bütün bu güzel insanları ve güzelliklerini Üsküdar’da tanıdım, Üsküdar’da yaşadım. İlim ve sanat erbâbının buluşma noktası Üsküdar’da... İlim, kültür ve sanat Üsküdar’a yakışıyor ve özellikle sanat, dönüp dolaşıp Üsküdar’ı buluyor. Belki de Üsküdar’ın kadim İstanbulluluğu, bir hanım zarafetiyle gelenleri kucaklaması ve ilham membaı olması bu buluşmaya zemin hazırlamakta…

Üsküdar demek; mor salkım demek,

Üsküdar demek; selvi gölgesinde Hattatlar Sofası demek,

Üsküdar demek; Kız kulesi demek,

Üsküdar demek; lâle demek,

Üsküdar demek; ebrû sanatının membaı demek,

Üsküdar demek; ilim demek, kültür demek, sanat demek…

Elini her attığında bir sanatçıya dokunmak, attığın her adımda bir sanatçı ile kucaklaşmak demek…

Üsküdar demek rûhunu huzûra kavuşturacak ilim meclislerine, sanat faaliyetlerine yakın olmak, ister istemez kendini içinde bulmak demek…

İşte, İstanbul Klâsik Sanatlar Merkezi; bütün bu özellik ve güzellikleri müşahade edebileceği, sanat faaliyetleri ve seminerlerle gönüllerin zenginleşeceği bir eğitim mekânı olarak, Üsküdar’a yakışır bir güzellikte, karşımızda. Osmanlı’nın zarafetini, İstanbul’un inceliklerini, Üsküdar’ın sehâvetini hem sanatta hem de rûhumuzda yaşamak ve yaşatmak üzere…

Altı katlı binada; hat, tezhip, ebrû, minyatür, kᾱtıʻ, cilt, çini, naht, kalemişi, kakma, Edirnekârî, kündekârî vb. sanat eserlerinin sergilendiği galerinin yanı sıra, bu sanatlarla ilgili eğitim ve seminerlerin verileceği salonlar bulunmakta. Yapılacak eğitimlerle sanat öğretmekle birlikte, medeniyetimize vâkıf, bizi biz yapan değerlerle donanmış, eserlerine gönül zenginliklerini yansıtabilecek bireyler yani gerçek sanatkârlar yetiştirilmesi hedeflenmekte…

Hattat Ahmet Zeki Yavaş’ın bu güzel gâyelerle kurmuş olduğu merkez; sanata, sanatçıya ve sanat öğrenmek isteyene verilen değeri gözler önüne serercesine itina ile döşenmiş ve sanatseverleri kucaklamaya hazır beklemekte… Günümüzde klâsik sanatlarımızın hâmisi olmayı amaçlayan İstanbul Klâsik Sanatlar Merkezi’ne girdiğinizde sanatın huzur iklimi sizi sarıyor. Eserlerin ruh halinize yansıması, sanatın insana çok şeyler katabileceğini düşündürüyor size... Yaşayan sanatkârların en nâdide eserlerini, bu galeride seyrederken rûhunuzun kanatlandığını hissediyorsunuz.

Bu hissiyatı devam ettirmek, yaşamak ve yaşatmanın yolu da, güzelliklerle dolu merkezin eğitimlerine katılmaktan geçiyor. Sanatı edep ve erkânıyla öğrenip, kemalâta eren sanatkârların yetişerek ölümsüz eserler bırakması dileğiyle…  

                                                                                                                 

                                                                                                                                            Belgin Bolu