Kalemişi

 

 

Kökeni Orta Asya’ya dayanan kalemişi, Uygur sanatı ile başlar. Türklerin Anadolu’ya gelmeleri ile devam eder. Yüzyıllar boyunca Türk klâsik sanatlarının bir kolunu oluşturan kalemişi, iç-dış mekân süsleme unsuru olarak dinî, sivil ve askerî yapılarda uygulanmıştır. 

Kalemişi sıva, ahşap, bez, deri, taş ya da mermer üzerindeki desenin renkli boyalar (toprak ya da kök) bazen de altın varak kullanılarak yapılmasıdır. Nakışlarda ince kıllı kalem tabir edilen fırça kullanılır. Bu sanatı yapan kişiye “kalemkâr” denir. Kabartma alçı üzerine yapılan nakışlar “malakâri” olarak adlandırılır.

Kalemişleri genellikle cami tezyinatında kubbe, mahfil altı ve duvarların üst kısımlarında görülür. Türbe, şadırvan, köşk, saray, kasır hatta evlerin tavanlarında da dekoratif olarak kullanılmıştır. Desenler çoğunlukla hatayî ve rumî gurubu motiflerden oluşur. Geometrik kompozisyonlar daha az görülür. 16. yüzyılın başından itibaren Çin bulutu, ikinci çeyreğinden itibaren de saz yolunun motif ve kompozisyonları mimarî süslemelerde yer alır.